Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

MAHALLELER, YAKA VE DEDEBAŞI

* Dedebaşındaki Hisar Dedesi kimdi ve nasıl geçinirdi?

* Mahalle adları nereden gelmiştir?

* 1834'lerde Gördes'te kaç mahalle vardı ve adları nelerdi?

    Eski Gördes, Kepez (Tekke) Dağının doğu yamaçlarında kuzeyden güneye doğru uzanmış konumdadır. Bu gün virane, yer yer arsa, tarla halini almış olan Eski Gördes'in güney ucunda Uzunçam mahallesi vardı. Buranın güney doğusunda - halen de bulunan - Şehitler Mezarlığı (Ağa Mezarlığı) yer alır.

    Beş mahalle ve 945 haneden oluşan Eski Gördes'e Kumçayı üzerindeki tahta köprüden geçilip, oldukça dik bir yokuş çıkıldıktan sonra girilir. Burada iki tarafında dükkanların sıralandığı çarşı vardır. Belediye, halkevi ve otel bu cadde üzerindedir. Son derece dar, bozuk sokakları heyelandan hasara uğramış evleriyle sönük bir manzara arz etmektedir. Bilhassa şehrin batı kısmı yıkılan evlerin enkazlarıyla tam bir harabe halindedir. (A-1)

    Kuzey ucu eski Rum mahallesi olup, Rumların Gördes'i terk etmesiyle adı Kurtuluş mahallesi olarak değiştirilmiştir. Uzunçam mahallesinin bitişiğinde merkeze doğru Nakıpağa mahallesi yer alırdı. Bu iki mahallenin arasında dağa doğru Divan mahallesi, bunların da doğusunda Cuma mahallesi vardı. Cuma mahallesinin güneyinde büyük mezarlıklar yer alırdı. Nakıpağa ile Cuma mahallelerinin birleştiği tepemsi yere "Çarşıbaşı" denirdi. Buradan itibaren dükkânlar başlar ve Softaların Kahveci Süleyman Ağa'nın (Dr. Süleyman Sami İlker'in dedesidir) kahvesi gibi meşhur iş yerleri bulunurdu. Buranın 200 metre doğusunda bugün halen ayakta olan, ancak Vakıflar idaresinin ve şehir idarecilerinin insafını bekleyen Pazar Camii yer alır. Bütün bu mahallelerin batısında "Yaka" mevkii vardı. Burası yokuş bir yer olup, boydan boya uzanan uzun bir caddenin batısında arkasını sırta dayamış evler dizilirdi. Bu evlerin de batısında "Dedebaşı" yer alır. Dedebaşı denen bu yerde, gerçek adını bilmediğimiz, ancak "Hisar Dedesi ya da Seher Dedesi" olarak bilinen bir Rufai dervişinin türbesi ile nöbet tutar gibi göğe yükselen koyu yeşil selvileri bugün de görmek mümkündür. Anlatıldığına göre, bu derviş oradaki küçük kulübesinde yaşarmış. 1915-1920'li yıllarda yaşayan bu zat her gün tepeden Gördes'e iner, elindeki "keşkül" denen susaktan (bir tarafından yuvarlak geniş bir delik açılarak içi boşaltılmış kuru, saplı su kabağı) yapılmış kabıyla yardım toplar, onunla geçinirmiş. Ancak sadece o gün kendine yetecek kadar iaşe toplar, sonra verilenleri almazmış. Topladıklarını yer, ertesi gün tekrar şehre iner, kimseyle pek konuşmaz, hasılı garip bir insanmış.

    Gördes'te mahalle adlarının nasıl ortaya çıktığı pek bilinmiyor. Kurtuluş isminin verilişi anlatıldı. Rumların terk etmesiyle mahalle bu yeni adı almıştır. Meselâ, Uzunçam ismi de eskiden o bölgede var olan ulu bir çam ağacının etrafında kurulduğu ve yer aldığı için verilmiştir. Uzunçam ile mezarlıklar arasındaki alana "Kavak Dibi Meydanı" denilirdi. Bu meydan harman yeri, düğün alayı ve cirit alanı olarak da kullanılırdı. 1921'deki büyük yangından evvel, Hükümet Konağı bu meydanda yer alırdı. Yangında tamamen yok olmuştur. Sonradan çayın karşı yakasında Tahta Köprüye yakın bir yerde yeniden yapılmıştır. Nakıpağa isminin de nereden geldiği bilinmemektedir. Nakıp, vekil anlamına gelir. Tarikat zikirlerinde şeyhlerine vekil olanlara bu ad verilir. İsim böyle bir kaynaktan gelmiş olabilir. Cuma, gün adı olduğu gibi, erkek ismi olarak da kullanılır. Cuma adındaki bir zatın ismine atfen verilmiş olabilir. Yağcı Emir adı da böyle olabilir. Meselâ, Öğretmen Halil Aker Bey'in dedesi Ak Ali diye tanınırdı. Hüseynî Baba türbesinin karşısında evleri vardı ve o bölgeye Akali Mevkii denirdi.

    1834 yılına ait Osmanlı arşivlerinde yer alan kayıtlarda 32 adet mahalle adı vardı. O zaman bu günkünden farklı olarak mahalleler çok daha küçük birimler halinde olduğundan, nüfus pek fazla olmasa bile mahallelerin adeti fazladır. O tarihlerdeki mahalle adları şunlardı:

    Divan, Nakıp Ağa, Cuma, Pazar, Recepli, Orta, Kaymak, Hoşab, Bekirefendioğlu, Karacaoğlu, Mecikoğlu, Ebubekir Ağa, Kozluoğlu, Mahmut Çavuş, Çolakoğlu, Helvacı, Küçük İmam, Mücellidoğlu, Kedi Ali, Eklioğlu, Akaoğlu, Aliağaoğlu, Buldanlı Emir, Müfti, Karaböce, Kantarcı, Kuzumoğlu, Suhte, Molla Mustafa, Köle Osman, Baş Amuca, Reaya (Rumiyan, Rum) mahalleleridir

ŞEHRİN MİMARÎ ÖZELLİKLER

* Eski Gördes'te sokak ve caddelerin görünümü nasıldı?

* Gördes'in Yunanlılarca yakılması bu görünümü nasıl etkiledi?

* Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Gördes evleri nasıldı?

* Gördes'te kanalizasyon sistemi var mıydı, Mağaraların sırrı neydi?

* Köy evleri toprak damlı mıydı?

    Sokak ve caddelerin tamamı taş döşeme olup, yolların kenarları yüksek ortaları çukurdur. Böylelikle yağmur suları cadde ve sokağın ortasından akar giderdi. Halk asfaltı, ne duymuş ne de görmüştür. Ara sokaklar dar, girintili çıkıntılı, Arnavut kaldırımlı, yer yer merdivenli idi. Evler birbirine yakın, gayri muntazam, tabir caiz ise şehir planı diye bir şey yoktur. Bunun en büyük sebebi, şehrin 1921'de bütünüyle Yunanlılarca yakılmış olması, uzun yıllar süren savaşlar eğitimli ve erkek nüfusun kalmaması ve de devletin ve halkın aşırı derecede fakirleşmesi idi.

    Gördes yangından evvel çok güzel ve düzenlidir. O zamanki Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Akıncı, "Demirci Akıncıları" adlı kitabında, 19 Mart 1921 (1337) tarihli tuttuğu notunda " Gördes'in o dönemde köyleriyle birlikte nüfusunun 35. 000 olduğunu, ahalisinin rençberlik (çiftçilik), halıcılık ve tütüncülükle geçindiğini, servet, maarif ve medeniyet itibariyle Demirci'den üstün olduğunu bildirmektedir. Kasabada Darülfünun mezunu ve eşraftan Hacı Ethem Bey (Büke) namında mütefekkir ve çalışkan bir zatın himmetiyle yeniden bir belediye ve borsa yapılmaktadır." denmektedir (A-3)

    O zamanlar halk ve şehir zengin olup, evler kıymetli güzel halılarla döşelidir. Kök boya halıları çok meşhurdur ve yurt dışına satılır. Mesela Nalbantoğlu Halil adındaki bir halı tüccarının Uzunçam mahallesinde saray kadar güzel bir evi vardır. O evin harabelerini Zekeriya Bey görmüştür.

    Gördes Yunanlılarca ilk olarak 15 Temmuz 1920'de işgal edilmiştir. Bu işgal 3 defa tekrarlanmış, 3. işgalde şehir Yunanlılar tarafından 21 Mayıs 1921'de bütünüyle yakılınca her türlü zenginlik, düzen ve güzellikler yok olup gitmiştir. Sadece üzerindeki elbiselerle dağa kaçan Gördesliler, geri geldiklerinde evlerinin enkazları ile karşılaşırlar, birden varlıktan sefalete düşerler. Yanık evlerin enkazları tek tek temizlenir ve halk kendisine derme çatma birer sığınak, küçük birer oda yapar. O eski güzellik tabii ki kalmamıştır. O sıralar devletin yardım yapacak hali yoktur. Ancak 1927-1928 yıllarına doğru evler yapılmaya başlamıştır. Köylerden her gün kereste gelir ve evler yapılır. Haliyle plan ve düzen düşünülmeyecek kadar fakirlik ve çaresizlik olduğundan şehir düzensiz ve alt yapısız kurulur.

    Yapılan evler ya tek kattan ibaret, ya da iki katlı idi. Üç katlı ev hiç yoktur. İki katlı evlerin üst katında oturulur, alt katı ise ahır olarak kullanılırdı. Arada tahta taban vardı. Hayvanların kokusu ve sıcaklığı yukarıya gelirdi. Evler en çok iki katlıydı ama hayli yüksekti. Çünkü alçak olursa, ata ya da deveye binmiş adam evin içini görürdü. O yüzden ya yüksek avlu duvarları olurdu, ya da evler beş metreye varacak kadar yüksek yapılırdı. Birinci kat taş duvardan, ikinci kat ise Bağdadî denen ahşap bir yapıdır. Tamamen kargir ev pek azdır. Kerpiç ev ise hemen yok gibidir. Genellikle taş ve kara sıvadan oluşan duvarlardan oluşur. Tuğla pahalı olduğundan kullanılmazdı. Taş yapı olan zemin katın üstü ise tamamen kerestedir. Çatı yerli kiremitle kapatılırdı. Oturulacak odalar doğuya bakar, ama evin önünde odaların kapılarının açıldığı "hayat" denen aydınlık, uzun fakat nispeten eni dar bir çeşit salon bulunur. Hayatın önünde çatıyı tutan direkler vardır. Buraya "çardak" da denirdi. Çardağın arkasında 2-3, bazen daha çok oda sıralanırdı. Çardağın ön tarafı adet olduğu üzere camsız ve açık olduğundan yağmur, fırtına ve karda zorluklar yaşanırdı. Oda kapısına kadar kar ve yağmurun geldiği olurdu. Helalar evlerin içinde değil, evin avlusunun köşesinde yer alırdı. Yeni Gördes ise, zamanın ihtiyaçlarına göre plânlı ve düzenli yapılmıştır.

    Damların çoğu yuvarlak, üstleri oluklu yerli kırmızı kiremittendir. Alt katın tabanı taş kayraklarla kaplıdır. Odalar ise ikinci kattadır. Evler çok sıkışık olduğundan birçok evin bahçesi yoktur ama küçük de olsa avlusu vardı. Gördes'teki bütün Türk evleri doğuya bakardı. Rum evleri ise kuzey güney istikametinde idi. Hemen bütün evlerin duvarlarında çatlaklar vardı. Kasabada yeni inşaata izin verilmediğinden, bu çatlaklar toprak harç ile doldurulurdu. Kış aylarında bu evlerde oturan halk, Hazirandan Eylül ayına kadar bağ, bahçe ve tarlalardaki dam ve çardaklarda yaşardı. Kışın şehir halkı ekseriyetle ısınmada saç sobalar kullanır ve odun yakarlardı. (A-1)

    Evliya Çelebi seyahatnamesinde, "Gördes'in evleri toprak damlıdır" der. Tabii ki bu bilgiler 1670'li yıllara aittir. Fakat bizim ele aldığımız yıllarda toprak damlı ev yoktur. Ancak Gördes'in Yunanlılarca yakılmasından önce "Türkistan Evleri" de denen bu evlerden az da olsa mevcut olduğu, zamanla büyük ekseriyetle kiremitli çatı sistemine geçildiği bilinmektedir.

    Köy evleri, 1949'larda genellikle kerpiç, damları düz ve topraktı. Evler ışık almaktan ziyade soğuğa karşı korunma arzusu hakim olduğundan, pencereleri az ve küçük, gayri sıhhi yapılardır. Yakın zamana kadar bu köy evlerinde pencere yerine 40x40 cm ebatında, geceleri kapanıp gündüzleri açılan bir tahta kapak vardı. Camsız ve şekilsiz bir tek delikten ibaretti. Yer yer güney cephedeki pencerelere cam takılmaya da başlamıştı. Kışın ısınmak için ocaklıklar kullanılır ve odun yakılırdı. (A-1)

    Eski Gördes'te Romalılardan kalma mükemmel bir kanalizasyon teşkilatı vardır. Çok esaslı, kemerli, içinden bir koyunun rahatlıkla geçebileceği kadar geniş olan bu kanallar, şimdiki gibi boru değil örme yapılardı. Şehirde ana caddeler vardı ve bu kanallar caddeler boyunca yer alır ve Gördes çayına akardı. Gördes, Yunanlıların Batı Anadolu'da yaktıkları ilk şehirdir. Bunun sonucunda Gördes, haliyle bir enkaz yığını ve harabe halini almıştır. Aşırı fakirlik ve sefalet neticesi, kanalizasyon sistemini ihya edecek düzenli bir şehir kurulamamıştır. Bu durum ise, heyelanı başlatan en büyük amil olmuştur. Zekeriya Bey’de Eski Gördes'in genel görünüşünü veren 1940 yılında çekilmiş bir fotoğraf vardı. Bu resimde çay kenarında mağara ağzı gibi görülen yer, Gördes kanalizasyonunun çaya aktığı yerdir. Yaka'da dağın yamacında sıra sıra 4-5 tane mağara daha vardı. Muhtemelen o mağaraların hepsi, tabii mağaralardı. Hepsinden su akar ve evler su ihtiyaçlarını buralardan karşılarlardı. Büyük mezarın yanındaki " Şeytanlı Mağara " adı verilen ile kilisenin önünde birer mağara daha vardı. Şehirdeki bu tek kilisenin harabesinin yeri bilinirdi. Yerli Rumlar kendiliklerinden Yunan askerleriyle birlikte kaçıp gidince, orası önce değirmen, sonra ise elektrik fabrikası yapıldı. Buradaki mağara ise Eski Gördes'in içine doğru devam ederdi. İnsan eliyle yassı, geniş kayrak taşlarıyla yapılmış bir yapıydı.

ÇEŞMELER VE ŞEHİR SULARI

    Çarşıbaşında Softaların Kahveci Süleyman Ağanın kahvesinin tam karşısında suyu pek gür olan ve üç cepheli "Çarşıbaşı Çeşmesi" vardı. Bu çeşme hiç kurumazdı. Bugün bile hala ayaktadır ve suyu boldur. Divan mahallesinde üç kurnalı Divan Çeşmesi vardı. Çataloluk camiinin yanında da Çataloluk Çeşmesi yer alırdı. Bu üç çeşmenin suları şehrin en güzel suları idi ve şehirde su sıkıntısı hiç çekilmezdi. Pazar camiinin karşısında bugün de varlığını sürdüren çeşmelerin hemen üst tarafında "Bayram Baba"nın türbesi görülür. Şehrin tam kuzeyindeki Dereyüzü deresinin kenarında "Medin Oluğu" adında suyu hiç kurumayan bir çeşme daha vardır ki, çok eskiden peynir pazarı bu civarda kurulurmuş.

    Evlerin hemen pek çoğunda su tesisatı yoktu. Mahalle başlarında çeşme ya da oluklar vardı. Evlere testilerle, kovalarla su taşınırdı. Bu işi en çok çocuklar yapardı. Testilerde içme suyu bulunur, kullanma suyu ise kovalarda tutulurdu. En önemli su, Tekke Suyu olarak tanınmış lezzetli bir sudur ve Sarıkaya, Örenpınar ve Yarenoğlu kaynaklarının sularının birleşmesiyle meydana gelir. Belediye tarafından idare edilen şehir sularının verildiği 17 çeşme vardır. Bu suyun dışında bazı kaynaklardan da sular gelir ki, bunlar içmesi pek hoş olmayan kaba sulardır. Gördes'e en son olarak Kalabak'taki 2 kaynaktan su getirilmiştir. Ayrıca yine şehrin kuzeyinden çıkan Tabakhane ve Han Suyu da şehir suyuna karıştırılırdı. Şehre bu sular künk denen kiremit cinsi toprak borularla gelirdi (A-1).

KÖPRÜLER

* Tahta Köprü neredeydi?

* Beton Kum Çayı (Gördes Çayı) Köprüsü ne zaman yapıldı?

    Gördes çayı eskiden çok deli akar, önüne ne gelirse alır götürürdü. O zamanlar belki yağışların daha fazla olmasından çok sel gelirdi. Eni 100 metreyi bulan bu seller çok görülmüştür. Selin bu görünüşü daima dehşet verici olurdu. İlk olarak ne zaman yapıldığı tarafımızdan bilinme- mekle birlikte, 1928-1930 yıllarında da varlığı bilinen Tahta Köprü, kuzey güney istikametinde akan bu çayın üzerine kuruluydu. Kepez dağı eteklerinde yer alan Gördes'in ortasında doğu batı yönünde, hayli uzun olan bu tahta köprüyü sık sık sel alır götürürdü. Hükümet konağı şehrin karşısında doğu tarafta yer aldığından bu köprüye mutlak ihtiyaç vardı. Ayrıca ahalinin arazilerinin çoğu da o tarafta idi. Bu köprüden arabalar da geçerdi ama, önce yolcularını indirir, sonra salavat çekile çekile gidilirdi. Tahta köprü 1960'lı yıllara kadar ayakta kalabildi. Tabii ki sonuncu defa sel yıktıktan ve şehir de yukarıya taşındıktan sonra bir daha yapılmadı. Demokrat Parti zamanında daha güneyde bugün de kullanılan beton Kum Çayı (Gördes Çayı) Köprüsü yapıldı ve hem eski, hem de yeni Gördes'in köprü meselesi sona erdi.

CAMİLER

    Söz konusu yıllarda Eski Gördes'te 7 tane cami vardı. Bunların tamamı Yunanlılar tarafından yakılmış, bazılarının sadece minareleri kalmış, ancak ikisi dışında hepsi sonradan tekrar yapılmıştır. Bunlar;   

1. Tersik Başı Camii (Çataloluk camii),

2. Yağcı Emir Camii,

3. Pazar Camii,

4. Divan Mahallesi Camii,

5. Yaka Camii,

6. Güdük Minareli Camii,

7. Uzunçam Camii.

    Camilerin hepsi ibadete açıktı. Hepsinde birer imam olmasına rağmen müezzin yoktu. Bu işi cemaat yapardı. Bazı imamlar hiç maaş almadan Allah rızası için imamlık yaparlardı. Bunların çoğu iş güç sahibi kişilerdi.

    Yaka Camiinin eski ismi Kaymak Camii idi. Yangından önce Medin Oluğu civarındaki Peynir Pazarında kaymak satan ve hayvancılıkla uğraşan bir Gördesli tarafından yaptırıldığı için bu adı almış, ancak bu isim caminin yerinin yaka olması dolayısıyla zamanla unutulmuştur.

    Yangından önce var olan, sonra tekrar yapılamayan camiler ise, Çınardibi Camii ve Ulu Camidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yangından sonra harabe halde kalan Ulu Cami yerine ilkokul yapılmıştır. Yanmadan önceki hali ise;. kubbesiz, damı kiremitle örtülü, uzun ve güzel minareli bir yapı idi. İçinde üzeri altın sırma ile ayetler işlenmiş üç adet sancak bulunurdu. Bu sancaklar önemli merasimlerde ve asker uğurlamalarında çıkarılırdı.

    En güzel ve en çok cemaati olan Pazar Camii idi. Bu caminin altında ve civarında vakıf dükkânları vardı. Bunların gelirleri cami için kullanılırdı. Cami ve okullar her perşembe günü mahalle halkı tarafından temizlenirdi.

    Evliya Çelebi 1671'de, çarşı içinde başta Ulu Cami olmak üzere 11 cami bulunduğunu, kasabada 50 dükkan, 1 han ve 1 hamamın bulunduğunu kaydetmiştir.

HAMAMLAR

Eski Gördes'te büyük yangından evvel 6 tane hamam vardır. Bunlar;

1. Germiyanlı Ahmet Efendi'nin Hamamı,

2. Süzek Hamamı(Kadınlar Hamamı)

3. İbrahim Altun'un Hamamı,

4. Gâvur Hamamı (Bu hamam Rum mahallesine yakındı)

5. Bey Hamamı

    Ulu Caminin hemen önünde Saruhanoğlu Bekçe Bey tarafından yaptırılan, halk arasında Bey Hamamı olarak bilinen bu mermer hamam yangından sonra bir daha onarılmamış, zamanla harabeleri kaldırılarak yerine ilk okul yapılmıştır. Ayrıca adını tespit edemediğimiz bir hamam daha vardır. Büyük yangından sonra bunlardan ilk üçü ayakta kalır. Bir süre sonra ise sadece Hamamcı İbrahim'in (Altun) Hamamı faaliyetine devam eder. Hamamlar gündüzleri hanımlara, geceleri ise erkeklere açıktır. Eski Gördes'te evlerdeki küçük banyolar "Gusülhane" olarak anılır ve kullanılırdı. Hemen herkes haftada bir hamama giderdi. Hamamda yıkanmak insanların en tabii alışkanlıklarından biriydi.

KAHVEHANELER VE HANLAR

* Gördes'te Türk Ocağı var mıydı?

* Halkevinde Millî Piyesler ve Konferanslar.

* Gördes'in iki hanının adları neydi?

* En güzel kahvehane hangisiydi?

* İlk olarak Radyoyu getirenler kimlerdi ve radyolar neyle çalışırdı?

* Okkalı kahve ne demektir?

* "Yaz tahtaya, al haftaya" deyiminin hikâyesi neydi?

* Pir Kahvesi nedir?

* Gördes'e gazete gelir miydi?

    Çarşıda 5-6 tane, Uzunçam'da ise caminin karşısında büyük bir kahve vardı. En kuzeyde ise Kocapabuçun Abdullah Efendiye ait bir esnaf kahvesi bulunuyordu. Bunun biraz daha merkez yönünde "Cücenin Kahvesi" denen, sahibi cüce olan bir kahve vardı. Daha iç tarafta ise içinde kütüphane ve okuma odası bulunan Halkevi Kahvesi, bunun da yukarısında Türk Ocağı Kahvesi yer alırdı.

    Eski Türkçüler, İttihat ve Terakki zamanında Türk Ocağı diye bir teşkilat kurmuşlar. Bunların ülke çapında önderleri Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi, Yusuf Akçura idi. Türkçülüğü yaymak gayesiyle 1912 yılında kurulmuştu. Geniş bir kahveydi ve bir tarafında sahnesi mevcuttu. Gördes Türk Ocağı Gençlik Kolu burada millî piyesler oynardı. Gördes Türk Ocağının kuruluş tarihini tam öğrenemedik. Ancak 1924 yılında Ankara'da yapılan genel kongresinde Gördes şubesini Hakkı Tarık Us Beyin temsil ettiğini biliyoruz.

    Ortadaki kahve Halkevi Kahvesiydi. Burasının da bir sahnesi vardı. Zekeriya Yurdoğlu bu sahnede birkaç kere millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy'la ilgili konferans vermiş ve bu konferanslar çok rağbet görmüştür. Bu sahneler devamlı buralarda yapılır, Gördes'e sık sık gelen tiyatro kumpanyaları da yine buralarda temsillerini verirlerdi. Cumhuriyet bayramlarında yapılan Cumhuriyet Baloları için de bu salonlar kullanılırdı.

    1930’a kadar Gördes’te tütün ziraat olmadığından, yaz aylarında, bu günkü kadar yoğun tarla işleri yoktu. Buyüzden yaz aylarında kahvehanelerin bol müşterisi olurdu. Bazı kahvehanelerin önündeki ağaçların altına hasılar serilir, serin serin oturulurdu.

    Rahmetli Akıskalı Hafız İbrahim (Sağ)’ın anlattığına gören (Rahmetli Terzi Mutafa’nın babası, Rahmetli Ferah Sağ’ın dedesi), 1915, Seferberlik yıllarında, Tersikbaşı camiinde müezzin olarak çalışıken, Gördes’te büyük bir Kolera salgını olur. Sadece o camiye yakın Cuma mahalle- sinden her gün 8,9,10 cenaze çıkar. Bir günde 8 erkek cenazesi kaldırdıktan sonra, işter bıkar ve eve gelir, “ben bu işi yapmayacağım” der. Hocası Büyük Buroş Hocanın çıkışma- sıyla tekrar işine döner. Bu tarihten sonra gerek seferlerlikle genç ve orta yaşlıların askere alınmaları, gerekse kolera salgını dolayısıyla, Gördes’te erkek nüfus hemen hemen kalmaz ve bu meşhur kahvehanelerin de müşterileri yok olur.

    Çarşıbaşı çeşmesinin sol tarafında sönük bir kahve daha vardı. Sağında ise Kuş Mustafa'nın Oteli bulunurdu. Kalın gözlükleri ile baykuşa benzediği için bu adın takıldığı söylenirdi.

    Şehirde iki tane han vardı. Bunlar Hanpaşa Hanı ile Çukurhan idi. Çukurhan'ın kuzeyinde, okulun olduğu yerde Saruhan Bey'in oğlu Bekçe Bey'in yaptırdığı Ulu Camii ile Bey hamamı bulunmaktaydı.

    Çarşıbaşında çeşmenin karşısında Softaların Kahveci Süleyman Ağa'nın (İlker) Kahvehanesi bulunurdu. Gördes'in en güzel kahvehenesi burasıydı. Hafif tepede, önü teraslı, asma çardaklı ve çamlı bir yerdi. Hasır sandalyelerine oturulurdu. Nargile içilir, sohbetler yapılırdı. Kış günleri buraya Karagöz oyunları getirilirdi ki, bu büyük olay olurdu. Gelenler çok usta sanatçılardı ve parayla girilirdi. Ramazan günleri tombala partileri olur, eşyalar konur, bunlar üzerine çekiliş yapılır ve dağıtılırdı. Hoş bir kahvehaneydi. ve gramafonu da vardı. O zamanlar Hafız Burhan'ın gazelleri meşhurdu. Gazeller burada zevkle dinlenirdi. Gramafonun mekanik kolu kurulduk- tan sonra çalmaya başlardı. 1938 yılında Gördes'e gramafonu ilk getiren bu kahvenin sahibi Kahveci Süleyman Ağa idi.

    Radyonun ilk gelişi de olay olmuştu. Radyolar bir acayipti. Kimse akıl erdiremiyordu. Mısır'da okunan ezan radyodan duyulur, bu ezanla namaz kılınır mı, kılnmaz mı münakaşaları yapılırdı. İçinde adam var mı, yok mu? diye sorulurdu. İlk gelen bu radyolar, kamyon aküsü ile çalışırdı. Sonrakiler ise büyük dikdörtgen şeklindeki pillerle çalışırdı. Bunların hava hattı, toprak hattı denen anten sistemi vardı. İlk radyoyu Çolakların Nuri (Çolak) oteline getirdi.

    İkinci radyoyu da yine Kahveci Süleyman Ağa (İlker) kahvehanesine getirdi. İkinci Cihan Harbinde ajans haberleri dinlenirdi. Kahveler dolar taşardı. Mümtaz Faik Çenik radyoda çok güzel yorumlar yapardı. Murat Belge adında bir yorumcu daha vardı. Millet bunların tiryakisi idi. Herkes Almancı olmuştu. Alman Harbinin (2. Dünya Savaşı) başlarında bile Gördes'teki radyo sayısı 5-6 civarında idi. Kahvelerde ana içecek kahve idi. Kahvenin yanı sıra, limonata, ayran, pekmez şerbeti ve ıhlamur da içilirdi. Çay sonradan geldi. Evlerde ise hiç çay yoktu. Sabahları mutlaka tarhana çorbası içilirdi.

    Okkalı Kahvenin Hikâyesi : Eskiden kahve tiryakileri vardı. Kahveci her müşterinin nasıl kahve içeceğini bilir, müşteri yerine oturur oturmaz kahvesi gelirdi. Bugün adı bilinen, ancak ne olduğu bilinmeyen meşhur bir "Okkalı kahve" vardı. Okkalı kahve tiryakiler için kahvecinin özel olarak hazırladığı, kulpsuz, geniş ağızlı bir fincanda getirilen sade kahve idi. "Getir bir Okkalı kahve" denildiğinde bu anlaşılırdı. Tabağı da özel olan, desenli fincanlar kullanılırdı. Bugün bile, hala bazı şehir kahvelerinde bu fincanlar kullanılır.

    Yaz tahtaya, Al haftaya: Kahvenin kapısının arkasında kara tahta vardır. Kahve müşterilerinin adı burada Eski Türkçe harflerle yazılıdır. Müşteri kahve içtiğinde, tebeşirle bir çizgi çizilir, haftada bir hesap görülürdü. Adam gelmediği günlerde de kara tahtaya kahveci bir çizik atarmış. Neden çizik attığı sorulunca da "Gelseydi p. . . . k" der, latife yaparlarmış.

    Eski Gördes’te sabah kahvehaneye ilk gelen müşteriden para alınmazdı. Ya da ilk müşteriden Şefte (siftah) Parası alınır, ancak bu müşteriye ücretsiz “Pir Kahvesi” adı verilen kahve ikram edilirdi. Müşteri isterse kahve yerine çay da olabilirdi. Bu gelenek halen Yeni Gördes’te de devam etmektedir.

    Kahvelerde kumar oynanmaz, ancak tavla oyunu vardı. Kağıt oyunları nadir idi. Çünkü adet değildi. Gazete ve dergi ise, yoktu. Gazete sadece abone olanlara gelirdi. Tan, Tasvir-i Efkâr, Ulus, Vakit, Akşam gazeteleri vardı. Vakit Gazatesinin sahibi Gördesli Hakkı Tarık Us idi. Gördes'e Salihli'den haftada iki kere posta arabası gelirdi. Akhisar yolu henüz yoktu. Gazeteler de 3-4 gün gecikmiş olarak gelirdi.

<-- GERİ ANA SAYFA İLERİ -->