Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

BAĞCILIK VE PEKMEZ

* Gördes'in geçim kaynağı bağcılık mıydı?

* Gördes'te buğday yetişir miydi?

* Pekmez nasıl yapılırdı?

* Pekmez çeşitleri nelerdi?

* Gördes bağcılığı neden ve nasıl yok oldu?

    Gördes çayı Gördes arazisini ikiye böler. Doğu kısmına Kayrankaya, batı kısmına Bozyaka denir. Bozyaka'- da 18. yüzyıl ile 19. yüzyılın sonları arasında esas yapılan iş bağcılık imiş. Akhisar'dan gelip Gördes'e girerken sağ taraf tamamen bağlık imiş. Sonradan çam ormanları ile kaplanan bu alanlarda bugün bile taş ve molozlardan yapılma tarla sınırlarını görmek mümkündür. Bu bağlardan elde edilen üzümler kurutulur ve pekmezi yapılırmış. Kuru üzümler Simav ve Kütahya çevresinden develerle getirilen buğday ile takas edilirmiş. O devirlerde Gördes'te buğday pek yetişmezmiş. Bağların bakımı için Demirci civarından mevsimlik işçiler gelirmiş. Bağ bozumu ve pekmez kaynatıl- ması eğlencelerle, davullarla yapılırmış.

    Sonraki yıllarda sınırlı da olsa devam eden bağcılıkta üzümün hasadı, imece usulü ile olurdu. Bugün pek rastlanmayan (köylerde belki) pekmezin yapılışı şöyleydi: bağların büyüklüğüne göre pekmez kazanları hazırlanır, toplanan üzümler içine konur. Bağı az olanlar, pekmezlik üzümleri kazanların içinde çiğner ve suyunu pekmez yapmak için kaynatırlar. Daha fazla olanlar ise, üzümleri küfelerle toplar ve bunları betondan yapılmış "Şarapana" (şaraphane) denen derin havuzlara döker. Genç kızlar ve erkekler ayaklarını iyice yıkadıktan sonra paçalarını sıvadıktan sonra üzümleri ayaklarıyla çiğnerler. Şarapananın dibindeki bir delikten akan üzüm suyu kazanlara alınır ve ocaklarda iyice kaynatılır. Üzüm suyu kazana konup kaynamaya başladığı zamanki haline “Şıra” denir. Sıcak sıcak bardaklara konur ve içilir. Bu şıra köpüklüdür.

    Bir başka şıra şekli de şöyle elde edilir. Üzüm suyu süzülür. Güneşte bekletilince kekremsi bir hal alır, gazoz gibi olur. Şişelere konur, ya da bardakla hemen içilir.

    Daha sonra da Pekmez toprağı denen bir topraktan bir miktar, kazana atılarak kaynatmaya devam edilir. Kaynatma kıvamı ve süresi köpüklenme meydana gelene kadardır. Bu aşamada artık pekmez olmuş demektir. Pekmez Damacana denen büyük kapların içine konarak kış için saklanır. Pekmez için "Bulama ve Sarı Banma" denen ve yumutak oldudu için pek yenmeyen üzüm türleri tercih edilir. Pekmez kaynatılırken muhakkak pekmezden erik reçeli, kayısı reçeli, kabak reçeli de yapılırdı. Kaynamakta olan pekmezden bir kaba bir miktar ayrılarak, içine isteğe göre kayısı, erik, kabak atılarak aynı anda reçel de yapılmış olurdu. Reçeller cam kavanozlara konup kışa hazır hale getirilirdi.

    Ezilen üzümden arta kalan posa kazanlara konur. Üzerine su eklenip güneşe konur. Güneşte mayalanan posa, köpürür. Daha sonra posa süzüldüğünde elde edilen sıvı kullandığımız "Tabii Sirke" haline gelmiştir. Ramazanlarda ve kış aylarında misafirlere "Pekmez Şerbeti" ikram edilirdi. Şerbet için kullanılan pekmez "Gün Dalı veya Tava Balı" denen pekmezlerden yapılırdı. Bu pekmezi elde etmek için, kaynayan pekmez kazandan alındıktan sonra, dibinde bir miktar bırakılırdı, Bu pekmez daha çok kaynatılır ve buna "tava balı" denirdi. Ya da şıra genişçe tepsilere konur ve güneşte 10-15 gün bekletilirdi. Bazen da içine biraz ekşi olsun diye "koruk suyu" (tatlanmamış ham üzümün ekşi suyu) konarak ayrı bir lezzet elde edilirdi. Gün balı veya tava balı denen bu pekmezle kadayıf, pelte, baklava, helva gibi tatlılar yapılırdı.

    Pekmez yapılırken evin hanımı bir miktar pekmez ayırır ve bundan pelte yapardı. Bu arada hazırlanmış ve ipe dizilmiş olarak bekletilen ceviz içleri bu peltenin içinden geçirilir. Ceviz içinin üstü pelte ile kaplanır ki buna "Sucuk" adı verilirdi. Kalan kısmı ise güneşe alınır. Burada suyunu çeker ve kurur. Kışın yenen bu tatlıya "Pestil" denirdi. Pestiller lokum tozuna bulanarak özel kutulara veya lokum sandıklarına yerleştirilerek saklanırdı. Gördes'te üzüm çeşidi çoktur, ancak "çekirdeksiz üzüm" azdır. Gördes kara üzümü iki türlüdür. Bunlar "normal küçük taneli kara üzüm" ile, "ince kara" denilen cinsleridir.

    1880'lerde Gördes'in uçsuz bucaksız bağlarına "filoksera (phylloxera) hastalığı" gelmiş ve bu haşerenin yol açtığı hastalık bağları mahvetmiştir. İlaç olmadığından mücadele de edilememiştir. Daha sonra önceleri kullanılan yerli bağ çubuklarına Amerikan bağ çubukları aşılanarak daha dayanıklı bir bağ cinsi elde edilmiştir. Tabii ki bu arada Gördes'in geniş bağları bozulmuş ve köklenmiştir.

    Bu filoksera hastalığı aynı yıllarda Avrupa ülkelerinde de görülmüş. Fransızlar da Amerikan çubuğunu bilmiyor- larmış. Bu hastalıktan bağları korumak için, bağların diplerini iyice açmış ve su doldurmuşlar. 10-15 gün bağın dibinde su tutarak bağlarını bu hastalıktan koruyabilmişler. Bizde ise bağ bölgelerinde su olmadığı için bu yola gidilememiştir.

MEYVE VE SEBZECİLİK

* Gördes’te yetişen meyveler nelerdi?

* Çiftçi hangi aylarda ne iş yapardı?

* İlk traktör ne zaman geldi?

* Rumların toprakları ne kadardı?

    Gördes iklim bakımından her cins meyve yetiştirmeye müsaittir. Fakat en fazla kiraz, elma ve ayva yetiştirilir. O yıllarda erik de yaygındır. Bilhassa güzel kokusuyla Gördes ayvası çok meşhurdur. Armut ise daha çok, yabani ahlatlara aşı yapmak suretiyle yetiştirilmektedir. İlçede ticari meyvecilik yoktu. Ancak son yıllarda bazı meyveler, en çok da kiraz meyvelikleri kurulmaya başlamıştır. Meyvecilikte en verimli köyler, batıda Kayacık Kasabası (o zaman köy idi), kuzey batıda Beğel ve civar köyleri idi.

    O zamanlar, kapalı bir ekonomiye sahip Gördes'te bu güne göre hayli geniş arazilerde her çeşit sebze yetiştirilirdi. Ayrıca önemli ölçüde bakliyat da üretilirdi. 1949'da kış döneminde kadın tarım işçilerinin (o zaman amele denirdi) yevmiyeleri (gündelik) 100-125 kuruş, erkeklerin 175-225 kuruş, yaz döneminde ise kadınların 175-225, erkeklerin 250-300 kuruş idi. (Bir lira 100 kuruştur).

    Gördes'te ziraatla uğraşan insanların yıl içindeki meşguliyetleri aylara göre şöyle idi:

Mart: Ziraat mevsiminin başlangıcı olup, mart ve nisanda yazlıkların "mısır, nohut, tütün, bostan, burçak, mercimek" ekimleri yapılır.

Mayıs: Arpa orakları ve tütün, mısır (Gördes deyişiyle darı) çapaları yapılır.

Haziran: Hasat ayıdır.

Temmuz: Kısmen hasat, kısmen harman ayıdır.

Ağustos: Harman ayıdır. Müsait topraklarda kurula- ma (çift sürme, anız toplama) yapılır.

Eylül: Mahsuller ambarlanır.

Ekim: "Arpa, buğday, bakla, nohut, çavdar" gibi kışlıkların ekimi yapılır. Diğer aylarda, tarlaların düzeltilmesi, mahsûlün pazarlanması, kadınlar için de halı dokumacılığı vardır.

    Çiftler genellikle öküzlerin çektiği kara saban ile sürülür, çok az pulluk kullanılırdı. En sık tabiî çiftlik gübresi kullanılır, az miktar suni gübre de atılırdı. Sulama basit su arklarıyla yapılırdı. Modern ziraat aletleri ilk defa 2.Dünya Savaşının bitmesinden sonra yapılan Amerikan Marşal (Marshall) yardımı ile gelmiş, Gördes'e bir Jondir benzin traktörü ve diskli pulluk gönderilmiştir.

    İlçe halkının %70'i arazi sahibiydi. Arazilerin çoğu küçük ve orta genişliktedir. Büyük çiftlikler yoktur. 1. Dünya Savaşından evvel merkezdeki toprakların üçte biri, köylerdeki toprakların ise %5'i Rumlara aitti. Harpten sonra bu toprakların tamamı Türklere geçmiştir (A-1)

 

GÖRDES'TE YETİŞEN ENDÜSTRİ BİTKİLERİ

1. HAŞHAŞ

* Afyon sakızı nasıl elde edilir?

* Uyuşturucu kullanan var mıydı?

    Haşhaş, gelincik ya da yaban lalesi denen çiçeğin tohumundan yaklaşık yüz misli daha büyük kobakları olan bir kültür bitkisidir. Toprak konusunda pek nazlı olmayan haşhaş, Gördes'te eskiden beri ekilirdi. Ekim güz aylarında yapılır. Toprak üç kere sürüldükten sonra susamdan bile küçük olan tohumlar kumla karıştırılır. Toprağa serpildikten sonra tarladan Sürgü geçirilir. Çimlendikten 20-25 gün sonra birinci çapa ve seyreltme yapılır. Sonra iki çapa daha gerekir ve kendi haline bırakılır. Kobakların teşekkülü olgunlaşma evresidir. Kobakları 7-8 santim çapında, yuvarlaktır. Bir kökte 5-6 tane olur. Kobak yeşilken etrafı özel bir bıçak ile çizilir. Bitki çizilen yerlerden beyaz bir süt kusar. Ertesi gün tekrar gelindiğinde kahverengi renge dönmüş ve kurumuş haldeki sakızlar kazınarak toplanır. İşte uyuşturucu yapımında veya ilaç yapımında kullanılan Afyon Sakızı budur. Normal bir tarladan birkaç kilo afyon sakızı elde edilir. Yarım ya da birer kiloluk topaklar haline getirilir. Bitkinin yapraklarıyla sarılır. Bunlar Pazartesi günleri dışarıdan gelen tüccarlarca satın alınırdı. Çok kıymetli olup, iyi para ederdi.

    O dönemde üretimi tamamen serbest olduğundan hemen herkesin tarlasında da üretildiği halde hiçbir Gördesli bunu uyuşturucu olarak kullanmamıştır. Ancak çok ağlayan, eziyet eden bebeklere bu afyondan çok azı toz şekline getirilip suyun içine konarak içirildiği olurdu. Bu maksatla evlerde yarım yumurta ya da ceviz kadar afyon sakızı bulundurulurdu.

    Sakızı alınan kobaklar sararmaya başlar ve kobak kırma işine geçilir. Kobaklar önce döğülür, sonra kalburdan geçirilerek tohumları ayrılır. Gördesliler özellikle köylerde bu tohumlardan haşhaşın yağını da çıkartıp kullanırlardı. Kokusu pek hoş olmasa da bir ihtiyacı karşılardı. 1949'da haşhaş ekilen arazi 162 hektardı. (1998’den itibaren yeniden ekim izni verildi)

2. TÜTÜN

    Gördes’te tütün ziraatı 1930 yılında başlamıştır. Gördes toprak ve iklim özellikleri bakımından uygun şartlara haiz olduğundan Ege bölgesinin en iyi tütün yetiştiren bölgesi olmuştur. Uzun yıllar tütün fidanı kamyonlarla Ödemiş’ten getirilmiş, 1970’lerden sonra Gördes’te de üretilmeye başlanmıştır. İlçe içinde ise en kaliteli tütün, Bayat ve Borlu taraflarında yetiştirilir. 1949'da tütün ekim alanı 1600 hektardı. (1996'da bu rakam 5800 hektara çıkmıştır)

    Sürülerek sürgü geçirilen tarlada, ilkbaharda dikim yapılır. Fidan ocaklarında daha önce yetiştirilen bu fidanlar için, önce bir erkek işçi tarafından karık açılır. Sonra kazık denen ucu sivri L harfi şeklindeki tahta alet toprada sokulur. Çamur bulamaca sokulan fidanın kökü, açılan çukura yerleştirilip sıkılanır. (Son yıllarda makine ile dikimler başladı) Arkadan can suyu denen sulama yapılır. Zamanı gelince 2 ya da 3 çapa yapılır. Koyu yeşil gök yapraklar dipten itibaren daha açık sarımsı yeşile döndükçe 2-3 defa el adı verilen dönemlerle kırılıp toplanır. Sonra tütün yaprakları iğnelere dizilir ve kargının ipine aktarılır. Önce ızgarada bir süre kuruyan tütün, sergiye (sergen), yani düz güneşli bir yere yatırılarak kuruması sağlanır. Kuruyan tütün kargısından çıkarılarak istiflenir. Eylül sonu veya ekim ayında kalıplanır. Bu kalıplara balya denir.

3. PALAMUT

 

    O yıllarda, işlendikten sonra, elde edilen taneni ihraç edilen, Gördes'e de zahmetsiz iyi para bırakan yabanî olarak yetişen bir ağacın tohumudur. Türkiye'nin en geniş palamut meşesi ormanlarına sahip, o zamanlar Gördes’e bağlı olan Borlu (bugün Demirci’ye bağlıdır) ve Köprübaşı (yeni ilçe olmuştur) yörelerimizdi. Tanen, derilerin terbiyesinde kulla- nılırdı. Birinci dünya savaşından sonra dericilikte başka sentetik yeni maddelerin bulunmasıyla Palamut geçim kaynağı olmaktan çıkmış, eski önemini yitirmiştir.

    Büyüklüğüne göre bir ağaçtan 1-1,5 ton palamut toplandığı olurdu. Palamutun, kestane gibi dışında kalın bir kabuğu, içinde ise pelit denen bir tür fındığı vardır. Eylül ayında silkilir, 15 gün kurutulur, İzmir'deki (Sonradan Salihli'de de açıldı) işleme fabrikalarında elde edilen tanen İzmir limanından ihraç edilirdi.

<-- GERİ  ANA SAYFA İLERİ -->